Yolda bi’ Blog ile Gezginlik Üzerine

Gezi hikayeleri ve yoldaki gezgin hikayeleri bize her zaman ilham veren, bizi sevindiren hatta bizi diğer gezginlerle yakınlaştıran çok tatlı elementler. Bu yazımız baş rolü Yoldabiblog. Asya ve Umut ile hikayelerini öğrenmek, sizlere de ilginç bilgiler vermek için tatlı bir sohbet gerçekleştirdik. Sonrasında da Münih’te ya da Avrupa’nın farklı bir rotasında buluşmak üzere sözleştik 🙂

Yolda bi’ Blog; tarzları, samimiyetleri ve belki de en önemlisi  gerçekçilikleriyle; blogger’lık dünyasının en biricik yüzlerinden biri. Tabiki çok tatlı bir hikayelerinin olduğundan, şahane gezmelerinde ve çok güzel içerik yaratmalarından bahsetmeye gerek yok.

Yolda bi’ Blog‘u hala bilmeyenler için Asya ve Umut’un gezi ve hayat önerilerini paylaştıkları süper blogları. Kendilerini hem güzel sosyal medya fotoğraflarından hem de yazılarından tanıyoruz. Şu an Münih’te yaşayan ikili gezmeye çok yakışıyorlar ve çok güzel anlatıyorlar.  Bu yazı yayınlanmak için hazırlanırken 2. evlilik yıl dönümlerini kutladılar – biz de bu durumu fırsat bilip; bir kere daha ömür boyu mutluluklar dilemiş olalım 🙂

Biz genelde aklımıza gelen cömert soruları sormayı seviyoruz. Aklımıza o sırada ne geliyorsa sorduk. Hatta birlikte yakındık. Asya ve Umut’a keyifli sohbetleri, süper cevapları ve çok güzel fotoğrafları için teşekkür ediyor ve lafı uzatmadan Yoldabiblog sohbetimize geçiyorum.

> Sizinle ilgili bilmediğimiz şeylerden bahsetmek ister misiniz, sosyal medyada görünmeyen Asya ve Umut neler yapar. Örneğin, nasıl tanıştınız, ilk gezi rotanız neresiydi? 

…Almanya’da en çok mesaiye kalan iki insan biz olabilir miyiz acaba diye düşünüyorduk bir ara. Haftaiçi eğlenceli değiliz yani. ☺

Biz İstanbul’da Mimarlar Odası’nda tanıştık. Birimiz staj yapıyordu, diğerimiz de atölyede kuratörlük yapıyordu. En başta bizden bir ‘çift’ olmazmış gibi geldi (çok zıttık) ama her şey çok hızlı gelişti. Tanıştıktan 20 gün sonra birlikte yaşamaya başladık ☺ Bir de birlikte ilk gezimizi tanıştıktan iki hafta sonra sonra Yunanistan’a yapmıştık. Artık çok aynıyız. ☺)

Almanya’da gündelik hayatımız biraz ofis ve iş odaklı geçiyor. Hatta Almanya’da en çok mesaiye kalan iki insan biz olabilir miyiz acaba diye düşünüyorduk bir ara. Haftaiçi eğlenceli değiliz yani. ☺ Genelde geç saate kadar çalışıp sonra da stres atmak için spora gidiyoruz ve sabırla haftasonlarını bekliyoruz. Haftasonları ise Bavyera’da yazın göllerde, dağlarda kışın da yine dağlarda geçiyor. Dağlarda olmayı çok seviyoruz, hoplamak, zıplamak, tırmanmak artık ne olursa!

> Bu soru kim bilir kaç kere sorulmuştur, ama nasıl başladı Yolda bi’ Blog hikayesi? 

…önümüzde hiç örnek olmadığı sürekli zorlanıyorduk. Şimdi nasıl ev tutacağız, vizemizi nasıl alacağız, onu bunu nasıl yapacağız derken sürekli hata yapıyorduk. Umut’un oturum iznini zamanında uzatmayı başaramadığımız için kaçak durumuna düştüğü bir dönemimiz bile oldu.

Frankfurt’a yüksek lisans için tanıştığımız ilk yıl, önümüzde hiç örnek olmadığı sürekli zorlanıyorduk. Şimdi nasıl ev tutacağız, vizemizi nasıl alacağız, onu bunu nasıl yapacağız derken sürekli hata yapıyorduk. Örneğin Umut’un oturum iznini zamanında uzatmayı başaramadığımız için kaçak durumuna düştüğü bir dönemimiz bile oldu.

O zaman bu anıları yazalım, bizden sonrakilere de bir rehber olur, birlikte öğreniriz diye düşünüyorduk. Bir yandan da geziyorduk tabii, bir gezi blogumuz olsun, yurtdışında yaşamayı da anlatırız diyorduk. İlk bir yıl bu fikri düşünerek geçti, ama o zaman blog olmadı çünkü hep erteliyorduk. ☺

Sonra evlendikten sonra arkadaşlarımızla birlikte Küba’ya ‘balayı’na gittik. Küba’dan çok etkilendik ve dedik ki Küba’yı anlatmalıyız! Gaza gelip blogu açmamız böyle oldu, Küba dönüşü hemen blogumuza bir isim bulduk ve başladık. Sonra devamı geldi.

> Yolda bi’ Blog olarak neyi farklı yapıyorsunuz sizce? Çift olmak, yurt dışında yaşamak ya da başka bir şey var mı büyük farkı yaratan? 

…Kimse kötü şeyleri konuşmuyor, herkes görseniz çok aşık, çok mutlu.

 

Biz Almanya’da yaşamı yahut gezi yazılarımızı yazarken hep tarafsız olmaya çalışıyoruz. Almanya’da çok kötü günlerimiz oldu, onları da yazdık. Ya da herkesin sevdiği bir şehri hiç sevmediğimiz oldu, ‘gittik, pişmanız paramız boşa gitti’ dedik. Genel olarak (a)sosyal medyada bir ‘hayatını mükemmel göstermek’ takıntısı var.

İnsanlar kendilerine gelen güzel mesajları hemen pat diye paylaşıyorlar örneğin, bu bizce ayıp bir şey, insanın kendi kendisini bu kadar övmesi, ya da övgü beklemesi ☺ Kimse kötü şeyleri konuşmuyor, herkes görseniz çok aşık, çok mutlu. Galiba biz bu konuda samimi olmayı başardık. Bu bizi mutlu ediyor.

Bir de çok severek geziyoruz ve çok severek yazıyoruz. Bu bizim hayattaki en büyük motivasyonlarımızdan birisi şu anda. Güzel bir motivasyonla yazınca, bize geri dönüşü de güzel oluyor. Yurtdışında yaşamamızın da etkisi var tabii, bu konuda yardımcı olmayı da seviyoruz. Bir de blog sayesinde çok güzel insanlarla tanıştık. Sosyal medyada tanışıp çok yakın olduğumuz arkadaşlarımız var.

Profesyonellikten sanırım pek bahsedemeyiz, malum biz bir mimar, bir avukat. Blogger alemine sıfırdan başladık. ☺))

> Diğer bir konu yeni başlayanlara öneriler biliyorsunuz. Artık kıdemli gezginler, uzman içerik yaratıcıları ve hayatını değiştirmeye cesaret etmiş / başarmış iki insan olarak ne dersiniz, nereden başlamalı nelere dikkat etmeli?

Bizce özgün içerik çok önemli. Bir gezi blogu için bile aslında bir şehri yazmanın bir sürü yolu var. Bir şehirdeki turist para tuzaklarını yazmak, ya da bir şehirle ilgili niş bir şeyler yazmak, ansiklopedik bilgi vermekten çoğu zaman daha önemli oluyor. Samimi bir dil oluşturmak da önemli. Biz de içerik işini yüzde yüz bildiğimizi iddia edemeyiz tabiiki ama gözlemlerimiz bu yönde.

> Herkes “hap” bilgiler arayışında, hap bilgiyle olur mu bu işler?

Blog çok emek alan bir şey, bunu memuriyete çevirmemek lazım. Gezmek her nasıl hobiyse, yazmak da öyle olmalı. Blog aşırı zaman ve ilgi istiyor, hazır olmak lazım. ☺ Galiba aklımıza şimdilik bu geldi.

> Aslında yukarıda sorunun biraz devamı sayılabilir. Bu yolculuktaki önemli kilometre taşları nelerdi dersiniz? 

Bu konuda samimi olmak gerekirse, biz hayatın akışına ve gezilere kendimizi o kadar kaptırmışız ki, blogumuzun gerçekten büyüdüğünü Gezimanya’nın seyahat blogları yarışmasında birinci olunca fark ettik. Epey şaşırttı! ☺

Bu süreçte blogun okunması, insanların karşısına Google’da çıkması için neler yapabileceğimizi öğrendik. SEO denen şeyi ilk yazıları yazdığımız dönemde hiç bilmiyorduk, sonradan dedik ki hmm bu önemli bir şeye benziyor. ☺ Sonra sitenin tasarımını değiştirdik (dün bir kez daha değiştirdik hatta). Umut fotoğraf çekmeye ilgi duymaya başladı ve bunun için daha çok zaman harcamaya başladı derken her şey adım adım oldu. Her yeni değişiklikte bir adım daha büyümüş olduk.

> İşin biraz felsefesine girmek istiyorum. Açıkcası biz Filgezi olarak, gidilmemiş bir yer, yazılmamış bir yazı yok aslında ve içeriklerde gözle görülür bir aynılaşma oluşmaya başladı diye düşünüyoruz arada

> Ne diyorsunuz, ne olacak bu traveller’ların, gezgin blogger’ların hali ?

Ah, Umut’un bam teli bu! Özgünlük ve niş bir şey yapmak üzerine biz de çok kafa patlatıyoruz (özellikle erkek tarafı) çünkü gerçekten her yer gidilmiş, her yer yazılmış durumda…Ya da her gün sosyal medyada daha çok ‘blogger’ doğuyor.

Popüler olanı yapmak her zaman vardı aslında. Artık herkes sosyal medyanın bir ucundan tutmak istiyor. Özellikle Instagram, gezgin ‘couple goals’ dolu. Bazen Instagram’dan bir soğuma geliyor, o hafta hiç bakasımız gelmiyor.

Galiba Instagram doyum noktasına ulaştığında azalarak bitecek, yerine bir başka alternatif gelecek. Bloglarında kaliteli içerik üretenler, böylece bir değer yaratanlar yoluna devam edecek ☺) Olabilir mi?

> Yine tartışmalı bir soru. Yoldabiblog hayatınızın / günlük hayatınızın neresinde? 

Yolda bi Blog çoğu zaman günlük hayatımızın tam içinde. ☺ Ancak bazen iş hayatımızda öyle haftalar geçiriyoruz ki, blog’dan zorunlu olarak uzaklaşmış oluyoruz. Bir yandan iyi oluyor, çünkü özlüyoruz. ☺ Bir de itiraf edelim, tabii bazen yazı yazarken bir anda bunaldığımız oluyor, o zaman hemen bırakıyor ve başka şeyler yapıyoruz. Sonra ilham tekrar kendiliğinden geliyor.

İki ayda bir Bodrum’a ailelerimizin yanına gidiyoruz, o dönemleri telefonlarımızdan uzak geçirmeye çalışıyoruz. Hem ailelerimizle zaman geçirmek, hem de sosyal medyadan uzak durmak çok iyi geliyor.

Blogsuz ufak tefek kaçamaklarımız da oluyor ☺ Ya da örneğin Bavyera’da kampa gidiyoruz, gündüz sosyal medyada paylaşıyoruz akşam ise bizim için kamp yerinde sosyalleşme ve kafa boşaltma zamanı oluyor. Bir denge yakalamaya çalışıyoruz.

> Sizi araştırırken daha önceki röportajlarınızdan birinde “neyi farklı yapardınız” sorusuna – daha az tüketirdik demişsiniz. Ben bu  cevabı çok sevdim! Bu cevabı bir kere de bizim için verir misiniz 🙂

Neyi farklı yapardınız, neyi az tüketirdiniz ve neden daha az tüketirdiniz?

…gereksiz tüm eşyalarımızdan kurtulduk zamanla. ☺ Ne büyük rahatlık! Keşke İstanbul’daki hayatımızda da böyle yaşasaymışız!

Tabii! ☺ Hem içten hem dıştan sadeleştik son yıllarda! ☺

Buralarda tüketmek bir kültür değil. Üretmeden tüketmeyi bir üçüncü dünya alışkanlığı olarak görüyorlar. ‘Ye kürküm ye’ bizim yaşadığımız kültürlerde geçerli değil yani. ☺

Örneğin Münih’te taşındığımız eşyalı evde ayakkabı göremeyince ev sahibine ‘ayakkabılık nerede?’ diye sormuştuk. Münih’te 3 tane dairesi olan ve durumu belli ki aşırı iyi olan ev sahibi şaşırıp; ‘Ben tek yaşıyorum, iki tane de ayakkabım var. Ayakkabılık lazım olmadı şu ana kadar’ demişti. O zaman çok şaşırmıştık ama şimdi biz de kendi ev sahibimize yaklaşıyoruz, gereksiz tüm eşyalarımızdan kurtulduk zamanla. ☺ Ne büyük rahatlık! Keşke İstanbul’daki hayatımızda da böyle yaşasaymışız. Artık bir şeyi alırken ‘gerçekten gerekli mi?’ diye iki kez sorguluyoruz.

> Yeni yerler görmek, yeni coğrafyalara ayak basmak nasıl değiştirir insanı – sizi nasıl değiştirdi? 

…yol bizi yoğurdu, biçimlendirdi, umuyoruz ki daha iyi bir insan yaptı. ☺

İlk gezimizi, tanıştıktan 15 gün sonra Yunanistan’a yaptık demiştik, ondan sonra galiba hiç durmadık. ☺ İkimizin de içinde varsa demek ki!

Şimdi dönüp bakınca, 4 yıl önceki halimizden oldukça farklıyız. Çoğu ülke bir şey öğretti aslında. Küba bizi çok etkilemişti, oradaki insanların samimiyeti, mutluluğu derken kendimizi dönüşte çok sorguladık. Asya ülkelerine gidince fakirliğe üzülüyoruz. Sonra Kuzey ülkelerine gidiyoruz, yok diyoruz bak adamların çok parası var ama yine de mutlu değiller ☺ Demek ki olay para değil ☺ Böyle böyle yol bizi yoğurdu, biçimlendirdi, umuyoruz ki daha iyi bir insan yaptı. ☺

> Bu soruyu bir yandan da şöyle sormak istiyorum, neden geziyorsunuz? Biz gezginler sevdiğimiz bir yer bulup çok daha konforlu geçirebiliriz tatil günlerimizi sonuçta?

İnanın her ülkenin motivasyonu farklı! Kimi ülkelerde harika trekking rotaları oluyor, şuraya tırmanmalıyız diyoruz. Kimi ülkenin doğası muhteşem, kimi ülkenin yemekleri muhteşem. Gezmek virüsünü kapınca böyle oldu…….

> Klasik sizi en çok etkileyen yer sorusu gibi olmasın, unutulmaz bir gezi var mı aklınızda kalan?

Galiba en tuhaf gezilerimizden birisi İzlanda’ydı. İzlanda’dan spesifik bir an değil ama gezinin tamamı! Biz adanın insan (ya da turist) eli değmeyen bölgelerine gitmeyi koymuştuk, işi biraz abartmışız. 1 hafta araba sürdüğümüz yollarda kimi zaman saatlerce karşımıza tek bir araba çıkmadı, öyle yollara girmişiz ki sadece bembeyaz yollarda boşlukta saatlerce ilerlediğimiz oldu. ☺ Akşamları zar zor bulduğumuz ‘cottage’larda kaldık. Unutulmazdı bizim için! İzlanda çok tuhaf bir deneyim, herkese öneriyoruz!

> Sırada ne var peki? Yoldabiblog ne hayal ediyor bugünlerde?

Afrika’da bağımsız gezmek! Ama öyle Zanzibar’a gidip otelde yatmak değil de, 2-3 ay kendi kendimize yavaş yavaş gerçek Afrika’yı gezmek. Şimdilik bu planı sadece parça parça uygulayabiliriz, malum beyaz yakalılık. Bir gün tabii işten atarlarsa işsizlik maaşıyla da gezebiliriz ☺) Almanlar öyle geziyor 😀

Onun dışında şimdilik tam zamanlı gezginlik planlarda yok çünkü mesleklerimize biraz yatırım yapmamız gerekiyor, bir de kendi meslek alanlarımızda üretmeyi, üretimin içinde olmayı seviyoruz. Bakalım ☺)

Yoldabiblog a verdikleri tatlı cevaplardan ve ayırdıkları zamandan dolayı çok teşekkür ederiz. İlham veren diğer gezgin röportajlarımıza buradan ulaşabilirsiniz.

 

Written By
More from Anıl Gokmen

İstanbul’daki En İyi Vejetaryen & Vegan Restoran ve Kafeler

İstanbul’un En İyi Vejetaryen Restoranları diye aratınca karşımıza çıkan sonuçlar oldukça eski....
Read More

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir